Bu hafta sonu Brüksel’de önemli bir açılış vardı. Villa Canapé’de sanat, doğa ve nostalji bir araya geldi. Bahçeler tablo gibi olmak zorunda değil diyerek yola çıkan sergi, doğanın kendiliğindenliğini ve yaşam alanlarındaki zamanın izlerini vurguluyordu. Villa Canapé’nin bahçesi, yalnızca bir mekân değil, bir hatıranın yankısı gibi… Yeni filizlenen başlangıçlar, burada geçmişin kokularını da beraberinde getiriyor. Açılış haftasında seçilen Tozlu Bahçe teması, […]
Ferdi Tayfur’un ölüm haberiyle karşılaştık geçtiğimiz günlerde. Tam da o aralar Durdurun Dünyayı şarkısı dönüyordu kafamda. Haberlerde işgaller, katliamlar, tecavüzler, kurnazlıklar.. Ve de bunları normalleştirmeye çalışan bir düzen, düzenin başındakiler.. Hırs denilen şeyin yaptırdıklarını görünce dünya durmasa da insanlıktan kaçmak istedim. Dün de yönetmen David Lynch’in ölüm haberini okuduk. Absürd sanatta ‘Lynchian’ denilen bir tarz […]
BRUZZ radyosunda Cinema Europa film gösterimlerinin Cinemaximiliaan genel koordinatörü Annabelle Van Nieuwenhuyse ile sunumu. Ayrıntılı haber ve program videosuna bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Türkiye’den Belçika’ya ilk Türk göçünün 60.yılı nedeniyle hazırlanan kitaba bir deneme yazısıyla katılım.
Türkiye’den Belçika’ya ilk Türk göçünün 60.yılı nedeniyle hazırlanan ve Türkçe ve Hollanda dillerinde yayınlanan kitaba üç şiirle katılım.
Özellikle bu sıcak yaz günlerinde kendimizi dışarıya atmak istiyoruz. Bir su kenarına, bir ağaç gölgesine… Ya akşamları? Kapı önüne sandalyeyi çekip konu komşu toplandığımız, yiyip içtiğimiz günler uzakta mı kaldı? Cinema Trottoir, ya da Türkçe adıyla Kaldırım Sineması bu düşünceden hareket ederek kuruldu. Belçika’ya mülteci olarak gelen insanlara kucak açan, hayat yolculuklarının bu durağında onlara sanatla destek olan Cinemaximiliaan, üç yıl […]
Yüz yıllık yalnızlık.. Gabriel García Márquez’in bu kitabını uzun yıllar önce okudum. Okuduğumda büyülü bir dünyada hissetmiştim kendimi. Aklımda kalan ise gözleri görmeyen, ama evin içinde sanki her noktayı görüyor gibi hareket eden, arada toprak yiyen yaşlı bir kadın. Kafamda canlanan ev sanki içinde yaşamışım gibi aklımda. Kitabın Netflix’te dizi film olarak yer aldığını öğrenince hemen o dünyaya daldım. Hayalle gerçeğin bir […]
Bir süredir seksenli yıllarda Amerika’da çok popüler olan The Golden Girls dizisini izliyorum. Pusulanın dört farklı yönü gibi farklı karakterlerde olan, ama aynı evi paylaşan orta yaşlı dört kadının hayatı. Blanche özgür ruhlu olanı, Rose hafif safça, Dorothy ayakları yere basan ve onun hiciv ustası annesi. Ancak yedinci sezondan sonra Dorothy diziden ayrılıyor. The Golden […]
Şarkı sözleri nasıl da etkiliyor insanı değil mi? Her hecesi bir nota olup nasıl da ruhumuzun derinlerine iniyor!.. Her kelimesiyle duygularımız nasıl da nehir olup coşuyor… Sertab Erener’in söylediği Lal’da olduğu gibi: Bir bulut olsam, Yüklenip yağsam, Dökülsem damla damla toprağıma… Ben de bindim bulutlara, hadi dedim memlekette sonbahar.. Yapraklar dökülmeden git dokun ağaçlara. Hem “Eylülde gel” demiyor muydu gençlik şarkımız? Sonra yağmurla düştüm Gazcılar […]
Aşk acısı çekiyorum dedi. Hiç bir şeye konsantre olamıyorum… Aç gazeteyi bak diyesim geldi. Ne acılar var.. Ama acılar, dertler karşılaştırılamıyor, o da haklı. Anlıyorum desem? Ne kadar uzakta kaldı aşk acıları. Yoksa başka acıların gölgesinde mi kayboldu? Sonra, galiba hüznü kabullenmek gerek dedi. Ve öyle yaşamak. Kalbinin hani hafif sızlaması gibi. Belki de o sızı sana aşkı […]